Sadık Poyraz

o çölde de açelyalar açtığı vakit, seninle tanrıların bahçesinde buluşacağız.

Görevler Üzerine

Son zamanlarda üzerine uzunca düşünmeye fırsat bulduğum bir konu oldu. Bunun çıkış noktası da zannediyorum yakın zamanda duyduğum bir fıkra oldu. Fıkrayı aşağıya bırakıyor ve hemen ardından yazının devamına geçiyorum müsaadenizle.

Bir kral görevini devretme vakti geldiğinde üç adet mektup yazar ve yeni görevini ifa etmek üzere gelen müstakbel krala ne zaman başın sıkışsa bu mektupları sırasıyla aç, derdine çare olacaklar der. Gel zaman git zaman yeni kralın başı ağrımaya başlar ve bu vesileyle ilk mektubu açar. İlk mektupta “senden öncekileri kötüle.” buyurmaktadır. Kralın aklına yatar ve mektubu harfiyen uygular. Bir müddet sonra tekrardan başı sıkışır ve ikinci mektubu açar. Bu sefer “etrafındakileri kötüle” buyruğuyla karşılaşır. Bu durum mantıklıdır. Hızlıca çalışmalara başlar. İşler tekrardan sarpa sardığında sıra son mektuba gelir. Onu da açar ve son mektup şöyle buyurur: “üç mektup yazmaya başla.”

Bugüne dek değer yargılarımı korumaya, ahlaki ve hukuki sınırlar içerisinde davranmaya gayret gösterdim. Bugüne dek dedim ise, bugünden sonra da bu çizgiden çıkacak halim yok.  Neticede insanca yaşamanın gereklilikleri bu çizgiler içerisinde mevcut.

Yalnız gözlemlerim doğrultusunda pek de inandığım/bildiğim gibi değilmiş bu işler. Emanetin ehline verilmesinin farz kılındığı bir dine mensup olduğunu iddia edenlerin aksi yönde seyretmesi kadar abesle iştigal olan bir başka konu daha yoktur zannediyorum. Beylik verilmiş çingenenin hesabı, astığım astık kestiğim kestik insanların türemesi de bu çerçevede trajikomik. Neyse ki  Muallim Naci’nin daha öncesinde söylediği gibi:

“Alçalır elbette haddinden ziyade yükselen”

Son gelişen olayların çok öncesinde ilk mektup açılmıştı. Mektuptan hareketle büyük bir propaganda dalgası yükseldi. Eleştiriler, hakaretler, ses kayıtları ve daha nicesi… Bir çok kirli çamaşır etrafa saçıldı ve biz hayret ettik. Öyle miydi gerçekten? dedik. Sular geri çekilmişti neticede. Dipteki pislikleri gözlemleme şansı bulduk ve baktık ki hakikaten de öyle. 

İnsan yönetimi ve idaresi zordur ve bunun ilmini pek azları bilirler. Pek çokları iyi bir idareci olabilirler ama iyi bir yönetici olamazlar. Dahası lider olamazlar. Bunun farkında olmayanlardan bazıları, sonradan sonraya ikinci mektubu da büyük bir hevesle açtılar. Peki nasıl olacaktı şimdi? Kimi kime ve nasıl kırdıracaklardı? Önce bir iki kişiye, hızlarını alamayıp kalabalığa ve belki utanmasalar meydanlara seslenecekleri bir cesaretle giriştiler işe. “Etrafımızda muhalif kimler var?” sorusunu yarım ağızla sorup, salyalar saçarak suçlamalara başladılar. Kim durabilirdi ki yüce divanın karşısında? 

Şu ana baktığım zaman, artıları ve eksileri ayrı ayrı topladığımda geriye yalnızca bir mektubun kaldığını görüyorum. Amma bugün amma yarın onun da mührü kırılacak.  Tek temennim hayır getirmesi yönünde. 

Sadık Poyraz Administrator

Hiçbir yerde, hiçbir şekilde kendine yer edinememiş arkadaşlarının tabiriyle -kafayı yemiş- biri. Her telde kendine ait birkaç parça ses bulan, deliliğin her çeşidini saat türevi aksesuar sanan bilgisayar başı kişisi.

follow me
0 0 vote
Article Rating
Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x